Hayatta bazı anlar, bazı insanlar ya da bazı mekânlar vardır. Bu alanlarda nefes almak daha kolay gelir, omuzlarımızdaki yük biraz hafifler ve içimizde tanıdık bir huzur hissi belirir. O anlarda kendimizi daha rahat, daha güvende ve en önemlisi daha çok “kendimiz” gibi hissedebiliriz. Bu his bazen sevdiğiniz bir odada, bazen belirli bir şehrin atmosferinde, bazen yıllardır sürdürdüğünüz bir rutinde ya da derin bir dostluğun içinde ortaya çıkabilir. Tüm bu alanların ortak noktaları ise size ait bir güven ve aidiyet duygusu sunmalarıdır. İspanyolcada bu deneyimi tanımlayan bir kelime var: Querencia. Bu kavramın kökenini, psikoloji ile bağlantısını ve hepimizin yaşamında böylesi bir içsel güven alanını nasıl oluşturabileceğimizi ele alıyoruz.
Querencia nedir?
Querencia, İspanyolcada “istemek” ve “sevmek” anlamlarına gelen querer fiilinden türemiştir. Zamanla bu kelime, kişinin kendini ait, güvende ve güçlü hissettiği yeri ifade etmek için kullanılmaya başlanmıştır. Kavramın en bilinen metaforik kullanımlarından biri İspanyol boğa güreşlerinde karşımıza çıkar. Arenaya çıkan boğa, mücadele sırasında içgüdüsel olarak belirli bir noktaya yönelir. Bu nokta, onun kendini daha güvende ve daha güçlü hissettiği bir alan haline gelir. Boğa için burası, kısa süreliğine de olsa güç topladığı, yönünü bulduğu ve kendini yeniden dengelediği bir sığınaktır.
Yazar Ernest Hemingway de İspanya’daki boğa güreşlerini anlattığı Öğleden Sonra Ölüm adlı eserinde bu kavrama yer verir. Hemingway’e göre querencia, hazır bulunan bir yer ya da durum değildir. Aksine, mücadele içinde, zamanla keşfedilen bir alandır. Tıpkı arenadaki boğanın bu alanı en baştan bilmemesi, deneyimledikçe bulması ve sahiplenmesi gibi. Hemingway, querenciayı yalnızca boğalar için değil, insanların yaşam yolculuğunu anlamak için de güçlü bir metafor olarak kullanmıştır.
İhtiyacımız olan, kişisel bir dayanak noktası.
Querencia, yalnızca fiziksel bir mekânı ifade etmez. Kişinin kendini güvende hissettiği, güç topladığı, aidiyet kurduğu ve en doğal haliyle var olabildiği içsel bir sığınaktır. Psikoloji literatüründe doğrudan yer alan bir kavram olmasa da, güvenli bağlanma, aidiyet duygusu, psikolojik güvenlik ve öz benlikle temas gibi birçok önemli psikolojik süreçle yakından ilişkilidir.
Güven duygusu çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz. Yaşadığımız deneyimler, kurduğumuz ilişkiler ve kendimizle geliştirdiğimiz bağ sayesinde zamanla şekillenir. Bu süreç içinde hangi ortamlarda daha huzurlu ve daha çok kendimiz gibi hissettiğimizi öğreniriz. Bazen bu hissi belirli bir mekânda, bazen güvendiğimiz bir insanın yanında, bazen de yalnız kaldığımız sakin bir anda yaşarız. Querencia tam da bu nedenle, kişinin gerektiğinde yeniden dönebildiği ve güç alabildiği içsel bir dayanak noktası olarak düşünülebilir.
Güvenli alan yaratmak neden bu kadar önemli?
Psikoloji literatüründe querencia diye bir kavram yok. Ancak “güvenli alan” (safe space) ve bağlanma kuramında yer alan “güvenli üs” (secure base) kavramlarıyla yakından ilişkilendirilebilir. Hayatın zorlayıcı olduğu, stresin arttığı ve duygusal olarak yıprandığımız dönemlerde, hem zihnimiz hem de bedenimiz güvenlik hissine ihtiyaç duyar.
Beynimiz bir tehdit algıladığında, sinir sistemi bizi korumak amacıyla alarm durumuna geçer. Kalp atışları hızlanabilir, kaslar gerilebilir, nefes alışverişi değişebilir ve dikkatimiz olası tehlikeye odaklanabilir. Bu tepkiler kısa süreli tehditler karşısında hayatta kalmamıza yardımcı olsa da, uzun süre devam ettiğinde bedensel ve ruhsal açıdan yorucu hale gelebilir.
Kendimizi güvende hissettiğimizde ise sinir sistemi yeniden dengeye dönmeye başlar. Kalp atışları yavaşlar, kaslar gevşer, nefes daha düzenli hale gelir ve beden alarm durumundan çıkabilir. Duygularımızı düzenlemek, daha sağlıklı kararlar almak ve çevremizle bağ kurmak da bu güvenlik hissi sayesinde kolaylaşır. Bu nedenle güvenli bir alan yalnızca kendimizi iyi hissettiren bir yer değil, psikolojik iyi oluşumuz için temel bir ihtiyaçtır.
Travma araştırmacısı Judith Herman’ın da vurguladığı gibi, iyileşmenin ilk adımlarından biri kişinin yeniden güvenlik hissini deneyimleyebilmesidir. İnsan, zihinsel ya da fiziksel olarak sığınabileceği bir alanın varlığını hissettiğinde bedeni ve zihni savunma halinden çıkmaya başlar. Bu da iyileşme için gerekli zeminin oluşmasına katkı sağlar. Querencia kavramı da aslında tam olarak bu güvenli alanı kurabilmeyi ve ihtiyaç duyulduğunda kendi kendine o güvenli alanda kalabilmeyi anlatır.
Nasıl ait hissediyoruz?
Peki neden bazı yerler bize huzur verirken bazıları vermez? İnsanların bir yere bağlanması tesadüfen gerçekleşmez. Psikolog Leila Scannell ve Robert Gifford bu bağın nasıl oluştuğunu açıklamak için bir model oluşturmuştur. Bu modele göre bir yere duyduğumuz aidiyet üç temel unsurun etkileşimiyle şekillenir.
- Kişi, bağ kuran bireyi ifade eder. Her insan geçmiş deneyimleri, anıları, değerleri, kültürel geçmişi ve yaşam öyküsüyle bir mekâna farklı anlamlar yükler. Bu nedenle aynı yer, farklı insanlar için farklı duygular uyandırabilir. Bir çocukluk evi, bir park ya da bir şehir, kişinin yaşamındaki deneyimlerle özel bir anlam kazanabilir.
- Süreç, kişi ile mekân arasındaki bağın nasıl oluştuğunu açıklar. Bu bağ, o yerle ilgili anıları ve düşünceleri, o yerde hissedilen duyguları ve kişinin o yere yakın kalmak ya da tekrar ziyaret etmek istemesi gibi davranışları içerir. Kısacası süreç, bir mekânın zamanla kişinin kimliğinin ve yaşam öyküsünün bir parçası hâline gelmesini ifade eder.
- Yer ise bağ kurulan mekânın kendisidir. Bu bir ev, mahalle, kafe, şehir, doğal bir alan ya da herhangi bir fiziksel ortam olabilir. Ancak insanlar yalnızca mekânın fiziksel özelliklerine bağlanmazlar. O yerde kurdukları ilişkiler, yaşadıkları deneyimler ve mekânın onlarda uyandırdığı anlamlar da bu bağın önemli bir parçasıdır.
Bu üç unsur bir araya geldiğinde, bazı yerler bizim için sıradan bir mekân olmaktan çıkar ve kendimizi ait, güvende ve rahat hissettiğimiz özel alanlara dönüşür. Bu nedenle bir yere duyulan bağlılık yalnızca bulunduğumuz fiziksel ortamla değil, o yerin hayatımızdaki anlamıyla da yakından ilişkilidir. Bu model bize aidiyet hissinin yalnızca bulunduğumuz yerden değil, o yerle kurduğumuz ilişkiden doğduğunu hatırlatır. Bu nedenle herkesin querencia’sı farklıdır. Bir insan için huzur veren bir ortam, başka biri için aynı anlamı taşımayabilir. Belirleyici olan, kişinin o yerde nasıl hissettiği ve ona hangi anlamları yüklediğidir.
Kendi querencia’nızı nasıl oluşturabilirsiniz?
Querencia çoğu zaman bir anda ortaya çıkan bir deneyim değildir. Güven, aidiyet ve huzur hissi zaman içinde, küçük ama anlamlı adımlarla şekillenir. Kendi içsel güven alanınızı oluşturmak için aşağıdaki önerilerden yararlanabilirsiniz.
Kendinize ait bir alan yaratın.
Bulunduğunuz ortam, nasıl hissettiğiniz üzerinde düşündüğünüzden daha fazla etkiye sahip olabilir. Bu nedenle kendinize ait, rahatlayabildiğiniz ve kendinizle baş başa kalabildiğiniz bir köşe oluşturmak faydalı olabilir. Bunu yaparken duyularınızdan destek alabilirsiniz. Yumuşak bir ışık, sevdiğiniz bir koku, rahat hissettiren bir battaniye ya da size iyi gelen bir müzik, bulunduğunuz ortamın daha güvenli ve sakin hissettirmesine katkı sağlayabilir.
Doğayla temas da bu konuda önemli bir role sahiptir. Araştırmalar, doğayla bağlantı kurmanın ve doğadan ilham alan yaşam alanlarının stres düzeyini azaltabildiğini göstermektedir. Bir pencerenin önünde oturmak, gün ışığından yararlanmak ya da küçük bir bitki yetiştirmek bile zihinsel rahatlamayı destekleyebilir.
Zihinsel ve duygusal sınırlarınızı tanıyın.
Querencia yalnızca dış dünyada oluşturulan bir alan değildir, aynı zamanda kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin de bir yansımasıdır. Bu nedenle kendinizi daha iyi tanımak ve ihtiyaçlarınızı fark etmek önemlidir. Aşağıdaki sorular üzerine düşünmek, sizin için güven ve aidiyet hissinin nerede ortaya çıktığını anlamanıza yardımcı olabilir:
- Benim için gerçekten önemli olan değerler neler?
- Hangi anlarda kendimi en doğal ve en özgün halimle hissediyorum?
- Hangi durumlar beni duygusal olarak zorluyor veya tüketiyor?
- Nerelerde sınır koymaya ihtiyaç duyuyorum?
Bu soruların kesin ve tek bir doğru cevabı olmayabilir. Önemli olan, kendinize merakla ve yargılamadan yaklaşabilmektir.
Küçük ritüeller oluşturun.
Ritüeller, günlük yaşamın belirsizlikleri içinde zihne bir süreklilik ve düzen hissi kazandırabilir. Özellikle yoğun ve stresli dönemlerde, tekrar eden küçük alışkanlıklar kişinin kendini daha dengede hissetmesine yardımcı olabilir. Bu ritüeller oldukça basit olabilir:
- Güne birkaç sayfa kitap okuyarak veya sevdiğiniz bir müziği dinleyerek başlamak,
- Gün sonunda minnet duyduğunuz birkaç şeyi not etmek,
- Sabah kahvenizi veya çayınızı o anda kalmaya özen göstererek sakince içmek,
- Gün içinde kısa bir yürüyüşe çıkmak,
- Nefesinize odaklandığınız birkaç dakikalık bir mola vermek.
Önemli olan ritüelin büyüklüğü değil, size güven ve devamlılık hissi vermesidir.
İlişkilerinizde güvenli alanlar oluşturun.
Querencia bazen bir ilişki olabilir. Yanında kendinizi rahat hissettiğiniz, duygularınızı paylaşabildiğiniz ve yargılanmadan dinlendiğiniz insanlar, yaşamımızdaki en önemli güven kaynaklarından biri olabilir.
Güvenli ilişkiler kurabilmek, aidiyet duygusunu güçlendirirken stresli dönemlerde dayanıklılığımızı da artırır. Aynı zamanda başkaları için de böyle bir alan oluşturabiliriz. Birini gerçekten dinlemek, duygularına alan açmak ve onu hemen yargılamadan anlamaya çalışmak, güçlü bir güven hissi yaratabilir. Bazen bir insanın querencia’sı, tam da böyle bir ilişkinin içinde şekillenir.
Kendi merkezine dönebilmek
Tıpkı arenada mücadele ederken kendi merkezini bulan bir boğa gibi, insan da zamanla kendisini dengede ve ait hissettiği alanları keşfeder. Querencia’nın özü de burada yatar: Gerektiğinde yeniden kendine dönebildiğin, güç toplayabildiğin ve içsel temasını koruyabildiğin bir alan yaratabilmek. Elbette yaşamın zorlayıcı deneyimleri her birey için farklı yaşanır. Özellikle yoğun stres, travmatik yaşantılar veya uzun süredir devam eden duygusal zorlanmalar söz konusu olduğunda profesyonel psikolojik destek almak süreci daha güvenli ve sağlıklı bir şekilde anlamlandırmaya yardımcı olabilir.
Bugün kendinize şu soruyu sorarak başlayabilirsiniz: “Benim querenciam neresi?” Cevabın hemen ortaya çıkması gerekmez. Çünkü querencia çoğu zaman bulunmaktan çok, zaman içinde kurulan ve beslenen bir alandır.












