Duygusal Uzaklaşma: İlişkiden Duygusal Olarak Ne Zaman Çıkarız?

Her ilişki büyük bir kavgayla bitmez. Kimse kapıyı çarpmaz, son bir konuşma yapılmaz, hatta dışarıdan bakıldığında her şey eskisi gibi görünmeye devam edebilir. Mesajlar atılır, gün içinde konuşulur, birlikte planlar yapılır. Ama bütün bunların arasında fark edilmesi zor bir şey değişmeye başlar. İnsan, ilişkinin içindeyken yavaş yavaş o ilişkiden uzaklaşabilir. Eskiden anlatmak istediği şeyleri artık anlatmamaya, çözmek için uğraştığı sorunları görmezden gelmeye, karşısındaki insanın davranışlarına eskisi kadar tepki vermemeye başlayabilir. Bazen bir ilişkinin gerçek bitişi, ayrılık konuşmasından çok daha önce gerçekleşir.

Duygusal uzaklaşma nedir?

Bir ilişkide duygusal yakınlık yalnızca sevgi hissetmekten oluşmaz. Kendini açabilmek, anlaşılacağını düşünmek, merak etmek, paylaşmak ve ilişkiye duygusal olarak yatırım yapmak da yakınlığın önemli parçalarıdır. Bu nedenle duygusal uzaklaşma çoğu zaman sevgiyi bir anda kaybetmek ve ilişkinin bir anda bitmesi şeklinde ortaya çıkmaz. Daha sessiz ilerler. İnsan önce daha az anlatır. Sonra daha az merak eder. Bir süre sonra tartışmak bile istememeye başlayabilir.

İlişkilerde sık tartışmanın yorucu olduğu doğru. Bu nedenle tartışmaların azalması ilk bakışta olumlu bir gelişme gibi görünebilir. Ancak burada önemli olan tartışmanın neden azaldığıdır. Sorunlar çözüldüğü için mi artık konuşulmuyor? Yoksa konuşmanın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğine inanıldığı için mi? Tartışmaların azalması her zaman ilişkinin daha iyiye gittiği anlamına gelmeyebilir. Bazen insanlar artık bazı şeyleri çözebileceklerine inanmadıkları için de tartışmayı bırakırlar. Çünkü bir şeyi değiştirmeye çalışmak için önce onun değişebileceğine dair bir miktar umuda ihtiyaç vardır. Fakat tekrarlayan ve davranışa dönüşmeyen durumlar zamanla umudu tüketebilir.

İlişkinin içinde neden sessizleşiyoruz?

Bir ilişkide ihtiyaçların zaman zaman karşılanamaması oldukça doğal. Her insanın anlaşılmadığını, görülmediğini veya hayal kırıklığına uğradığını hissettiği dönemler olabilir. Ancak aynı deneyim tekrar tekrar yaşandığında farklı bir süreç başlayabilir.

Duygularınızı anlatırsınız ama anlaşılmadığını hissedersiniz. Bir sorunu dile getirirsiniz ancak hiçbir şey değişmez. Yakınlaşmaya çalışırsınız, fakat karşılık alamazsınız. Bir süre sonra zihinde sessiz bir düşünce oluşabilir: “Anlatmanın ne anlamı var?” İşte duygusal uzaklaşma çoğu zaman tam bu düşüncenin ardından başlar. Çünkü insan yalnızca yaşadığı sorunlardan değil, o sorunların değişebileceğine dair umudunu kaybetmekten de yorulmaya başlayabilir. Başlangıçta ilişkiyi korumak için gösterilen çaba zamanla azalabilir. Daha önce önemli görünen konular artık konuşulmaz. Kırgınlık dile getirilmez. Beklentiler düşürülür. Dışarıdan bakıldığında kişi daha sakin görünür. Ama bazen bu sakinliğin altında huzur değil, vazgeçiş bulunmaktadır.

Bir ilişkide kırılmak aslında hala bir beklentinin var olduğunu gösterebilir. “Bunu yapmamanı isterdim”, “Beni anlamanı beklerdim”, “Benim için bunu fark etmeni isterdim”. Bütün bu cümlelerin altında ilişkiye dair bir beklenti bulunur. Ancak aynı hayal kırıklıkları uzun süre tekrarlandığında kişi kendini korumak için beklentilerini azaltmaya başlayabilir. Beklenti azaldıkça hayal kırıklığı da azalır. Fakat göz ardı edilen şey, bununla birlikte duygusal yatırımın da azalacağıdır.

Ayrılmadan önce ilişkinin yasını tutmak mümkün mü?

İlişkinin içindeyken de kaybettiğimiz şeylerin yasını tutmaya başlayabiliriz. İlişkinin eski haline, birlikte kurulan hayallere, karşımızdaki kişinin değişeceğine dair beklentilere veya ilişkinin bir gün dönüşeceğini düşündüğümüz versiyonuna dair umudumuzu kaybettiğimizde kabulleniş başlar.

Bu nedenle bazı ayrılıklar dışarıdan şaşırtıcı görünebilir. Taraflardan biri ayrılık kararını duyduğunda “Her şey bu kadar normalken nasıl bir anda bitti?” diye düşünebilir. Fakat diğer kişi için bu karar bir anda verilmemiş olabilir.

Belki de ayrılık, uzun süredir devam eden küçük hayal kırıklıklarının, konuşulmamış kırgınlıkların ve giderek azalan beklentilerin sonunda görünür hale gelmiştir. Yani bazen ayrılık kararı ilişkinin bittiğine dair konuşmanın yapıldığı an değil, daha önce başlamış bir uzaklaşmanın sonucudur.

Sessiz değişimlere dikkat etmek neden önemli?

Bunun herkes için geçerli tek bir cevabı yok. Bazı insanlar sevgileri bittiğinde gider, bazıları güvenlerini kaybettiklerinde. Bazıları ise hala severken, ilişkinin içinde kendilerini artık iyi hissetmediklerini fark ettiklerinde. Çünkü bir ilişkiden duygusal olarak çıkmak her zaman “artık seni sevmiyorum” cümlesiyle değil, bazen daha küçük bir cümleyle, “artık anlatmak istemiyorum” demekle başlar.

Belki de bu yüzden ilişkilerde yalnızca büyük kırılmalara değil, sessiz değişimlere de dikkat etmek gerekir. Daha az konuşmaya, daha az paylaşmaya, daha az merak etmeye ve giderek azalan çabaya karşı duyarlı olmak, ilişkinin gidişatı için oldukça önemlidir. Tüm bunlar, yol boyunca bizi uyaran tabelalardır. İki insan yan yana kalmaya devam ederken aralarındaki mesafe sessizce büyüyorsa, bu çözülmesi gereken durumlar olduğuna dair en büyük işarettir. Çünkü her ilişki gürültülü bir şekilde bitmez. Bazen insanın bir ilişkiden gerçekten ayrıldığı gün, kapıdan çıktığı gün değildir. İçinde kalmak için çabalamayı bıraktığı gündür.

Kaynakça

İlgini Çekebilir