Temmuz bana hep aynı şeyi hatırlatıyor: Yılın ilk yarısı çoktan geride kaldı. Aylardır durmaksızın çalıştık, koşturduk; hep bir yerlere, bir şeylere yetişmeye çalıştık. Yılın başında kendimize bazı hedefler koymuştuk; kimine ulaştık, kimini erteledik, bazılarını ise şimdilik rafa kaldırdık. Zamanın nasıl geçtiğini çoğumuz fark edemedik bile. Belki de şimdi, tüm bu koşturmacanın ortasında biraz durmanın ve nefes almanın zamanıdır. İşte tam da bu yüzden, Temmuz ayının dingin ve yavaş enerjisine çok yakışacağını düşündüğümüz bir kitabı okuma listemize ekliyoruz: Yalnızca Yavaşladığında Görebileceğin Şeyler.
Hız tuzaklarına karşı yavaşlama daveti
Kendini yaşam boyu süren bir içsel dönüşüm yolculuğuna adayan Güney Koreli Budist öğretmen Haemin Sunim’in kaleme aldığı bu eser, toplam 8 bölümden oluşuyor. Yazar, sosyal medyada paylaştığı kısa ama derinlikli aforizmalarıyla dünya çapında milyonlarca insana ulaşmış ve okurların kalbinde özel bir yer edinmişti. Bu kitap da tam olarak o sade, berrak ama bir o kadar da derin bakış açısının zarif bir yansıması.
Yalnızca Yavaşladığında Görebileceğin Şeyler, modern dünyanın bize dayattığı daha üretken olma ya da hayatımızı radikal bir şekilde değiştirme formüllerini anlatmıyor. Aksine, bizi her şeyin hızla akıp gittiği bu çağda durmaya ve yavaşlamaya davet ediyor. Zaten temmuz ayı da biraz böyle değil midir? Uzun yaz akşamlarında zamanın ritmi hafifçe yavaşlar. İçe dönmek, zihni dinlendirmek ve tuzlu saçlarla serin bir gölgede kitap okumak, yaza dair en sevdiğimiz ritüellerin başında gelir.
Haemin Sunim sayfalar boyunca bazen dinlenmenin hafifliğinden, bazen ilişkilerin hassas dengesinden, bazen de kendimize karşı neden bu kadar acımasız davrandığımızdan bahsediyor. Kitabın ilk bölümleri özellikle “dinlenmek” ve “farkındalık” kavramları üzerine odaklanıyor; dış dünyayı algılama biçimimizin, aslında tamamen zihnimizin takındığı tutumla paralel olduğunu hatırlatıyor: “Ünlü bir Budist deyişi vardır: Buddha’nın gözünden herkes Buddha gibi, bir domuzun gözünden herkes domuz gibi görünür. Bu deyiş, dünyanın insanın ruh haline göre tecrübe edildiğini ima eder. Zihniniz neşeli ve sevecen olduğunda dünya da öyledir. Zihniniz olumsuz duygularla dolu olduğunda dünya da olumsuz görünür.”
Zorlayıcı duyguları şefkatle gözlemlemek
İnsan olarak hepimiz zaman zaman öfke, kırgınlık ya da kıskançlık gibi zorlayıcı duyguların esiri olabiliyoruz. Sunim, bu duygular kapımızı çaldığında onlarla savaşmak yerine, ilk tepkilerimize ayna tutmamızı öneriyor: “Güçlü bir olumsuz duyguyu hızlıca kontrol altına almak zordur; duygu, siz onu bastırmaya çalıştıkça daha da güçlenip yeniden yüzeye çıkar.” Yazar, bu yıkıcı hislerle mücadele etmek yerine, onları yargılamadan gözlemlemeyi ve şefkatle anlamayı salık veriyor.
Zihnimiz allak bullak olduğunda ve kendimizi yoğun bir karmaşanın içinde bulduğumuzda çaresiz olmadığımızı hatırlatıyor ve ekliyor: “Çünkü zihnimiz durulunca, dışarıdaki dünya da onunla birlikte durulur.”
Bu eser, tek bir oturuşta bitirmek yerine her gün birkaç sayfa okunup üzerine düşünülecek cinsten. Zihni teorilerle yormayan, büyük hayat dersleri verme iddiası taşımayan ve asla üstten bakmayan bir üslubu var. Kitabın asıl gücü de bu samimiyetinden geliyor. Yoğun ve yorucu bir günün ardından, sadece birkaç sayfa okuyup zihnimizin gürültüsünü biraz olsun kısmak istediğimiz anlar için harika bir rehber.
Diğer kitap incelemelerimiz için KİK Kitap Kulübüne göz atmayı unutmayın!
Dingin bir yaz mevsimi ve keyifli okumalar dileriz.














