Fark etmeden her şeyi kontrol etmeye çalıştığınızı fark ettiğiniz zamanlar oluyor mu? Zamanı, insanları, duygularımızı… Hatta geleceği bile. Bir şeylerin yanlış gitmesinden duyduğumuz korku, bizi sürekli tetikte tutar. “Her şey yolunda gitsin” diye çabalarken içsel bir gerginlik taşırız. Fakat ne kadar plan yaparsak yapalım, hayat hiçbir zaman tamamen elimizde değildir. İşte tam da bu noktada, kontrol etme ihtiyacının altında yatan asıl sebep görünür hâle gelir: korku.
Kontrol, çocuklukta öğrenilen bir strateji.
Kontrol çabası, çoğu zaman çocuklukta güvende hissedememekten doğar. Evde sürekli gerginlik, öngörülemez bir ebeveyn, ani patlamalar, duygusal olarak ulaşamadığımız bir anne-baba…
Böyle bir ortamda büyüyen çocuk zamanla bir strateji geliştirir: “Her şeyi fark edersem, kontrol edersem kötü bir şey olmaz.” Ve bu strateji, çocuk bedeninden çıkıp yetişkin bedenine geçer ama değişmez. İlişkilerde, iş hayatında, günlük hayatta aynı tetikte olma hâli devam eder. Kişi kendi duygularını bile kontrol etmeye çalışır. Bu ise zamanla hem mental hem de fiziksel anlamda tükenmişliğe yol açar.
Kontrol aslında güç değil, kırılganlığın ifadesi.
Kontrol etmeye çalışmak ilk bakışta güçlü durmak gibi görünse de, gerçekte kırılganlığın ifadesidir. Bir duyguyu, bir insanı, bir sonucu kontrol etmeye çalıştığımız her an aslında o duyguyla kalmakta zorlanıyoruz demektir. Kontrol çabası, bir nevi “kırılmaktan korunma” çabasıdır. Fakat hayatın özünde belirsizlik vardır ve bu belirsizlikle savaşmaya çalıştıkça kendimizi daha çok yorar, bazen de kaçındığımız şeyleri yaratırız: Kaybetmeyi, kırılmayı, hayal kırıklığını.
“Plan yapmazsam işler dağılır” diyen bir zihin aslında şunu demek istiyordur: “Bir şeyler dağılırsa, ben dayanamayabilirim.” Oysa dayanıklılık, planlardan değil, kişinin kendi iç kaynaklarını fark etmesinden gelir. Hayat bazen en çok hazırlandığımız yerden değil, en hiç beklemediğimiz yerden sınar. Ve o an geldiğinde bizi ayakta tutan şey, yapılacaklar listemiz değil; o anda kalabilme kapasitemizdir.
Fazla plan yapmak: Güvende hissetmenin bir biçimi
Kontrolün en görünmez biçimlerinden biri “fazla plan yapma” davranışıdır. Plan yapmak çoğu zaman kaygıyı bastırmanın bir yoludur. Çünkü plan, zihnin sesidir; içgüdünün değil. Zihin, “Ne olursa olsun kontrol bende olmalı.” derken; içgüdü şöyle der: “Orada ne hissedeceğimi bilmiyorum ama hissederim, hallederim.”
Fazla plan yaptığımızda aslında anın akışını, hayatın sürprizlerini engeller, iç sesimizin bize söylediklerini duyamaz hale geliriz. Çünkü plan dışı her şey tehdit gibi gelir. Bu yüzden fazla plan yapan kişiler genelde en çok kaygı yaşayan kişilerdir.
Yaşamı planlayarak değil, yaşayarak öğreniyoruz.
Bazen en çok korktuğumuz şey, kontrolü bıraktığımızda dağılmak olabilir. Fakat asıl dağılma, kontrolü hiç bırakmadığımızda gerçekleşir. Çünkü sürekli tehdit algılayan bir sistem hiçbir zaman tam olarak sakinleşemez.
Kontrolü bırakmak “bırakayım da ne olursa olsun” demek değildir. Şunu diyebilmektir: “Her şeyin benim kontrolümde olmasına gerek yok.” Bu cümle sisteme güvenlik verir. Kontrolden gelen zorlayıcı ve sahte bir güvenlik değil; kendi kendine oluşan, doğal bir güvenlik hissini ortaya çıkarır. Çünkü o anda fark etmeye başlarız ki: Asıl güç, her şeyi bilmekte değil; bilmeden de devam edebilmekte.
Belirsizliği taşıyabilmek
Belki de hiçbir zaman kontrol gerçekten sizde değildi. Belki de artık her şeyi bilmeye, hesaplamaya, öngörmeye çalışmayı biraz olsun esnetmenin zamanıdır. Endişelenmeyin; hayat genellikle bizim planladığımız gibi değil; biz hazır olduğumuzda gelişir. Ve o an geldiğinde zaten ne yapacağımızı biliyor oluruz.
Kontrol değil, kendinle kalabilme gücü tutar insanı hayatta. Ve o gücü fark ettiğinizde anlarsınız ki: Hayat sizden mükemmel olmanızı değil, sadece orada olmanızı istiyordur.












