Fark etmişsinizdir, uzun zamandır istediğimiz, emek verdiğimiz ya da hayal ettiğimiz şeyler gerçekleştiğinde yaşadığımız mutluluk uzun sürmüyor. Yeni bir iş, yeni bir araba, sonunda içinde doyum bulabildiğiniz huzur veren bir ilişki ya da istediğiniz telefonun bir üst modelini almak… Maddi ya da manevi arzularınız gerçekleşir gerçekleşmez önemini yitiriyor, normalleşiyor ve bir sonraki hedefe yöneliyoruz. Bu ay KİK Kitap Kulübü’nde; bu durumun bizim kişiliğimiz, nankörlüğümüz ya da doyumsuzluğumuzla değil, aslında beynimizin kimyasıyla ilgili olduğunu anlatan bir kitaptan bahsedeceğiz. Dr. Daniel Z. Lieberman ve Michael E. Long kaleminden Beyin Daha Fazlasını İster (The Molecule of More) kitabını inceliyoruz!
Geleceğin kimyası: Dopamin ve vaat ettikleri
Washington Üniversitesi Psikiyatri ve Davranış Bilimleri Bölümü’nde profesör olan Daniel Z. Lieberman ve ve Georgetown Üniversitesi öğretim görevlisi Michael E. Long, Beyin Daha Fazlasını İster kitabı ile bizlere bu hissin bir karakter zayıflığı değil, beynin çalışma biçimi olduğunu söylüyorlar. Kitabın merkezindeki fikir şöyle: Dopamin, “daha fazlası mümkün” hissinin kimyasıdır. Beyin, elimizde olanla değil, henüz ulaşmadıklarımızla ilgilenir. Dopamin her zaman geleceğe bakar; diğer kimyasallar ise bizi şimdiye demirler. Bu yüzden bir şeyi tutkuyla arzulamak ile o şeye sahip olduğunda keyif almak, beyinde tamamen farklı nörolojik süreçlerdir.
Yazarlar insan beyninin dünyayı iki farklı hal üzerinden deneyimlediğini söyler. Bunlardan biri geleceğe bakan, henüz olmayanla ilgilenen zihin hali; diğeri ise şimdiye yerleşen, olanla temas kuran zihin hali. Geleceğe dönük olan bu zihinsel durumda arzu, hayal, plan ve ihtimal ön plandadır; aşkın ilk heyecanı, yaratıcı fikirler, hırs ve hatta bağımlılık bu alanda doğar çünkü zihin sahip olduklarından çok ulaşabileceklerine odaklanır. Şimdiye yerleşen zihinsel hal ise tatminle, bağlanmayla ve bedensel huzurla ilgilidir. Temas, sakinlik ve sahip olunanın keyfi burada yaşanır. Yani serotonin, oksitosin ve endorfin gibi kimyasallarla çalışan bu mod, bedensel hazla da ilgilidir.
Modern insanın çıkmazı: Durabilme becerisini yitirmek
Kitabın asıl vurgusu şudur: Modern insan giderek ilk halde yaşamaya alışmış, sürekli ileriye bakarken bulunduğu yerde durabilme becerisini yitirmiştir. Beyin Daha Fazlasını İster kitabı, okura didaktik bir yapılacaklar listesi sunmak yerine, zihnin çalışma mekanizmasını göstererek karar alanımızı genişletiyor. Kitabın asıl çağrısı, dopaminin bize durmaksızın yeni arzular fısıldadığını fark ettirmektir; her isteğin gerçekten bize ait olup olmadığını sorgulayabilmek. Çünkü bazı duyguların, özellikle ilk heyecanın ve coşkunun, doğası gereği geçici olduğunu anlamak insanı rahatlatır.
Özellikle aşkın ilk evresindeki o baş döndürücü dopamin etkisinin neden zamanla yerini serotonin ve oksitosin temelli bir huzura bıraktığını anlamak, beklentilerimizi daha sağlıklı bir zemine taşımamıza yardımcı oluyor. Bir heyecanın sönmesini bitiş olarak değil, ilişkinin derinleşmesi ve kimyasal bir form değiştirmesi olarak görmeye başladığımızda, gerçek bağlılığın kapıları aralanıyor. Kitap bize çarpıcı bir gerçeği fısıldıyor: Bir şey sönüyorsa bozulduğu için değil, kimyası değiştiği için sönüyordur.
Yazarlar geleceği düşünen zihnin değerini reddetmiyor; ancak hayatın hayallerin kurulduğu bulutlarda değil, ayaklarımızın bastığı toprakta yaşandığını hatırlatıyorlar. Kitap şu can alıcı soruyu zihinlerimize bırakıyor: “Hayatımızda bilinçli olarak ne zaman ve nerede aşağı bakıyoruz?” Çünkü başımızı plan yapmak için kaldırırız, ama yaşamı ancak aşağı baktığımızda fark ederiz. Tatminsizliği bir kişilik kusuru ya da eksiklik olarak tanımlamak yerine, ilerlemeyi mümkün kılan bir biyolojik mekanizma olarak görmek gerek. Asıl sorun, bu tatminsizliği tek yakıt haline getirdiğimizde huzuru sürekli ertelememizden kaynaklanıyor.
Beyin Daha Fazlasını İster kitabını neden öneriyoruz?
KİK Kitap Kulübü olarak bu ayki seçkimizde bu esere yer vermemizin en temel sebebi, kendi biyolojimizle barışmanın kapılarını aralamasıdır. Modern dünya bize sürekli yetersiz olduğumuzu veya daha fazlasına sahip olursak tamamlanacağımızı fısıldarken, bu kitap bize madalyonun öteki yüzünü gösteriyor. Yaşadığımız tatminsizliğin bir karakter kusuru değil, hayatta kalmamızı ve ilerlememizi sağlayan dopaminerjik bir mekanizma olduğunu kanıtlarıyla sunuyor. Kendi biyolojimizle barışmak ve zihnimizin neden hep “bir sonraki” peşinde koştuğunu anlamak, üzerimizdeki o görünmez suçluluk yükünü hafifletiyor.
Dopaminin dili hep aynıdır; o hep “biraz daha” der. Biraz daha başarı, biraz daha heyecan, biraz daha ihtimal… Bu yüzden insan çoğu zaman durmakta zorlanır; çünkü beyin ilerlemeyi bilir ama yetinmeyi bilmez. Beyin Daha Fazlasını İster kitabı bize daha fazlasını istemekten vazgeçmemizi söylemez, sadece şunu anlatır; iyi oluş, daha fazla olanda değil, bazen tam da olduğumuz yerde durabilme kapasitemizdedir. Belki de asıl soru, neyi istediğimiz değil; ne zaman yeter diyebildiğimizdir.
Eğer siz de başarıya ulaştığınızda neden hala boşlukta hissettiğinizi merak ediyorsanız, bu okuma yolculuğu zihninizdeki taşları yerine oturtacaktır. Kendinizi ve arzularınızı kolaylıkla anladığınız, anlamlandırdığınız ve modern dünyanın telaşesine kendinizi kaptırmadan, anda ve farkında olduğunuz bir okuma yolculuğu dileriz.












