Konfor Krizi: Konforunuz Sizi Sessizce Tüketiyor Olabilir mi?

Günümüz modern dünyasında her şey hiç olmadığı kadar kolay. Mesela, bugün insanların sadece %2’si, yürüyen merdiven yerine merdiveni tercih ediyor. Yani zor olanı seçmek neredeyse tamamen hayatımızdan çıkmış durumda. Yeme davranışlarımız da benzer: Yediklerimizin yalnızca %20’si gerçekten açlıktan, geri kalan %80’i ise sıkıntıdan, alışkanlıktan ya da duygusal nedenlerden kaynaklanıyor. Yemek hazır, bilgi hazır, eğlence hazır. Ancak buna rağmen çoğu insanın içinde dinmeyen garip bir huzursuzluk duygusu var. Sebepsiz bir yorgunluk, odak dağınıklığı ve tatminsizlik. Belki de sorun hayatın zor olması değil de fazla kolay olmasıdır? Hiç bu açıdan düşünmüş müydünüz? Michael Easter tam olarak bu sorunun peşine düşüyor: “Konfor arttıkça neden tatmin azalıyor?” Konfor Krizi (The Comfort Crisis), Michael Easter tarafından 2021 yılında yayımlandı. Kısa sürede özellikle modern yaşamın psikolojik etkilerini ele alan dikkat çekici çalışmalardan biri haline geldi.

Rahatsızlık, doğamızın temel ihtiyacı.

Bir gazeteci olarak Michael Easter, masa başında teoriler üretmek yerine, kendini doğrudan bir nevi deneyin içine atıyor. Alaska’da, doğanın sert koşullarında günler geçiriyor ve orada soğukla, açlıkla, yalnızlıkla yüzleşiyor. İlkel bir şekilde hayatta kalmaya çalışıyor. Burada amacı aslında modern hayatın sunduğu tüm kolaylıkların dışına çıkmak. Michael orada fark ediyor ki, insan zihni konfor için değil, mücadele için tasarlanmış.

Evet, bugünün insanı fiziksel olarak güvende olabilir; ancak zihinsel olarak tersine sürekli tetikte. Bunun bilimsel bir alt yapısı var, beynimiz hâlâ eski dünyaya ait. Hareket etmek, zorlanmak, mücadele etmek istiyor. Ama biz ona sürekli rahatlık sunuyoruz. Örneğin, aç değiliz ama sürekli yemek düşünüyoruz ya da tehlikede değiliz ama sürekli kaygılıyız. Bu bir çelişki değil. Bu, doğamıza aykırı yaşamamızın doğal bir sonucu. Sorun sadece bireysel değil. Yaşadığımız sistem, bizi sürekli konfora yönlendirdiği için toplumsal.

Bu fikir aslında sadece Michael Easter’ın kişisel deneyimine dayanmıyor. Psikoloji ve insan performansı üzerine yapılan araştırmalar da aynı noktaya işaret ediyor. Anders Ericsson, uzmanlık üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan bir bilişsel psikolog ve çalışmaları Michael’ı destekler nitelikte. Geliştirdiği “deliberate practice” kavramına göre, gerçek gelişimin ancak kişinin kendini zorladığı, hata yaptığı ve sınırlarını aştığı süreçlerde mümkün olduğunu vurguladı. Yani ilerleme, konforun içinde değil; tam tersine, rahatsızlığın başladığı yerde ortaya çıkar. Bu da Konfor Krizi’nin temel fikriyle birebir örtüşür: İnsan zihni rahat etmek için değil, zorlanarak gelişmek için tasarlanmıştır. Kelly McGonigal ise stresin tamamen kaçınılması gereken bir şey olmadığını, doğru deneyimlendiğinde insanı daha güçlü ve dayanıklı kıldığını savunur. Başka bir deyişle, zor olan her şey zarar vermez; bazıları tam tersine geliştirir.

Yani mesele sadece iyi hissetmek değil. Mesele, doğamıza uygun yaşamak. İşte bu yüzden Konfor Krizi çok temel bir şeyi yeniden tanımlar: Rahatsızlık bir problem değildir. Rahatsızlık bazen de bir ihtiyaçtır.

Benliğimizi geri kazanmak için konforsuzluğu kucaklamak

Bugün soğuk, yalnızlık, sıkılmak, fiziksel efor gibi kaçtığımız şeyler, aslında zihnimizin dengeye gelmesi için gerekli şeylerdir. Bu nedenle kitap okuruna daha fazla rahatla demez. Aksine, şunu sorar: Hayatımızı kolaylaştıran şeyler, gerçekten hayrımıza mı? “Arabalar, bilgisayarlar, televizyonlar, klimalar, akıllı telefonlar ve işlenmiş gıdalar gibi bugün keyfini sürdüğümüz kolaylıklar, yaklaşık sadece 100 yıldır insan hayatının bir parçası. Bu da dünya üzerinde yürümeye başladığımız zamanın yaklaşık %0,03’üne denk geliyor. Habilis, erectus, heidelbergensis, neandertal ve biz de dahil olmak üzere tüm Homo cinsini ele alır ve zaman çizelgesini 2,5 milyon yıla uzatırsak, bu rakam sadece %0,004’e düşmektedir. Dolayısıyla, yaşadığımız sürekli konfor, insanlık tarihinde oldukça yeni bir gelişmedir.”

Kitap okurun zihninde küçük ama etkili bir kapı aralar, bazen bilinçli olarak zor olanı seçmek, kendini kısa süreli rahatsızlıklara maruz bırakmak ve sürekli uyarılmak yerine zaman zaman sıkılmayı seçmek gelişimimiz için şarttır. Çünkü gerçek iyi oluş hâli, sadece huzurlu hissetmek değil; dayanıklı, dengeli ve canlı hissedebilmektir. Bu kitap bir motivasyon kitabı değil. Açıkça yüzümüze şunu söylüyor, “Hayatınızı değiştirmek için daha fazlasına değil, daha az konfora ihtiyacınız olabilir.”

En küçük boşlukta bile telefona uzanıyoruz, ancak o boşlukta kalabilsek, kendimizle karşılaşacağız. Bu kitap şunun altını çiziyor, iyi bir hayat, her zaman kolay bir hayat değildir. Eğer son zamanlarda nedenini açıklayamadığınız bir tatminsizlik hissi yaşıyorsanız, belki de cevap daha fazla dinlenmekte değil, tersine, bilinçle zorlanmayı seçmektir.

Keyifli okumalar!

Kaynakça