Yaz bitti, okullar açıldı, tatil modundan zor da olsa çıktık. Yeni planlar yaptık, hayat yeniden hızlandı. İşte tam da bu döneme yakışacak bir kitap incelemesi ile karşınızdayız: Adam Gazzaley Larry Rosen kaleminden Dağınık Zihin – Yüksek Teknoloji Dünyasında Kadim Beyinler. Nörobilim ve psikoloji ışığında beynimizin teknolojiyle nasıl etkileşime girdiğini ele alan kitap, dijital çağda dikkatimizi nasıl koruyabileceğimizi ve zihinsel enerjimizi nasıl doğru yönlendirebileceğimizi göstermesi açısından oldukça önemli.
“Dağınık Zihin” kitap incelemesi ve içeriği
Kendimizi yeniden inşa ederken bu kitap bize hayatımızın kalitesinin, odaklanabildiğimiz şeylerin kalitesine bağlı olduğunu hatırlatıyor. Adam Gazzaley ve Larry Rosen, şu soruyu soruyor: “Beynimiz, insanlığın tanıdığı en karmaşık bilgi işleme sistemine sahip. Yine de çoğu zaman eve giderken süt almayı unutuyoruz. Peki, bu nasıl mümkün olabiliyor?” İşte kitabın da çıkış noktası burası. Gazzaley, San Francisco Üniversitesi’nde nörobilim profesörü; insan beyninin dikkat, hafıza ve bilişsel kontrol mekanizmaları üzerine çalışıyor. Rosen ise özellikle gençlerin teknoloji kullanımı üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan bir psikolog. Bir nörobilimci ile bir psikoloğun işbirliğiyle hazırlanan bu kitap, okurlarca da oldukça faydalı bulunmuş. Bilimsel çerçeveyi günlük yaşamdan örneklerle harmanlıyor ve akıcı bir dille kolay okunuyor.
“Çeşitli işleri birlikte yapma eğilimimizin ilginç yönlerinden biri, tekli görev becerimizi kaybetmiş gibi görünmemiz. Bir restorandayken etrafınıza bakın, şehir caddelerinde dolaşan insanlara göz atın ya da sinema kuyruğunda bekleyenleri inceleyin: Ellerindeki cihazlara dokunup duran sayısız parmak göreceksiniz. Artık hiçbir şey yapmadan duramaz hale geldik. Karşımızdaki insanlarla, cihazlarımız aracılığıyla ulaşabildiğimiz insanlar kadar ilgilenmiyoruz. Daha da önemlisi, kendi düşüncelerimizle baş başa kalma becerimizi kaybetmiş gibiyiz.”
Beynimiz multitasking’e uygun mu?
Kitabın en dikkat çekici bölümlerinden biri, hayvanlardaki yiyecek arama davranışıyla insanların bilgi arama alışkanlıklarının karşılaştırılması. Bir sincabı düşünün: Ağaçtaki yiyecek bitene kadar sabırla orada kalır, sonra diğerine geçer. Biz ise çoğu zaman bilgiyi tüketmeden bir sonraki sekmeye atlıyoruz. Bu sürekli geçiş hali bizi hem sabırsız hem de dikkatsiz yapıyor, dikkat süremizi ciddi şekilde kısaltıyor. En tehlikeli yanılsama ise çoklu görev (multitasking) ya da sürekli görev değiştirmenin faydalı olduğunu sanmamız. Oysa beynimiz buna uygun değil; her geçişte küçük bir bilişsel bedel ödüyor ve odaklanma kapasitemizi fark etmeden tüketiyoruz.
Üstelik kitap 2019’da yayımlandığından bu yana tablo daha da ağırlaştı. O dönem Facebook’un yerini Instagram’a bıraktığı, TikTok’un yeni yeni yükseldiği günlerdi. Bugünse zihnimizi dağıtan platformların sayısı katbekat arttı. Pandemiyle birlikte uzaktan eğitim ve çevrim içi iletişim araçları da bu yükü katladı. Ryder Carroll’un Bullet Journal Metodu’nda sorduğu gibi: “Sayısız seçenek bizi daha çok meşgul ediyor ama daha üretken yapıyor mu?” Günümüzde cevabı daha da net: Evet, çok daha meşgulüz; ama çok daha az üretkeniz.
Teknolojiyle ilişkimiz zihnimizi köreltiyor.
Dr. Rosen’ın araştırmasına göre öğrencilerin dikkati en çok mesajlar (%68) ve can sıkıntısı (%63) yüzünden bölünüyor. Yani hem dışsal uyarıcılar hem de içsel etkenler zihnimizi dağıtıyor. Modern dijital medya bu sorunu artırıyor; çünkü bize kısa aralıklarla sürekli ödüller sunuyor. Video oyunları ya da sosyal medya bildirimleri gibi hızlı ödüllere alışan beyin, daha uzun ve sakin deneyimlerden çabuk sıkılmaya başlıyor. Sonuç: sürekli görev değiştiren, hiçbir şeye tam odaklanamayan, sabırsız bir zihin.
Araştırmalar, Amerikalı yetişkin ve ergenlerin uyanık oldukları saatlerde günde ortalama 150 kez telefonlarını kontrol ettiğini gösteriyor. İngiltere’de yetişkinlerin yarısından fazlası, gençlerin ise üçte ikisi, telefonlarına bakmadan bir saat bile geçiremiyor. Bu alışkanlık; FOMO (bir şeyleri kaçırma korkusu), nomofobi (telefonsuz kalma korkusu) ve hayalet titreşim sendromu gibi yeni bozuklukları doğuruyor.
Beynimiz aslında kısa bir “duraklama” süresi sayesinde karar verme, düzenleme ve planlama gibi üst düzey yürütücü işlevleri yerine getirebiliyor. İnsan zihninin gerçek gücü de burada yatıyor; hedef koyma, düzenleme ve geleceği planlama becerisi. Ancak teknolojiyle kurduğumuz bağımlılık ilişkisi, odaklanma kapasitemizi törpüleyerek zihnimizin en güçlü yönünü köreltiyor. Harvard Tıp Fakültesi’nde yapılan bir araştırma, basılı kitap ile e-kitap okumanın uyku üzerindeki etkilerini karşılaştırdı. Sonuçlar düşündürücüydü: E-kitap okuyanlar ortalama 10 dakika daha geç uykuya dalıyor, melatonin salgısı 1,5 saat gecikiyor, üstelik salgılanan melatonin düzeyi %55 daha düşük çıkıyordu. REM uykusu 12 dakika kısalıyor ve sabah uyanma kalitesi ciddi şekilde düşüyordu. Basılı kitap okumak yalnızca zihni değil, uyku sağlığımızı da koruyan bir alışkanlık olarak öne çıkıyor.
Peki çözüm ne?
Kitap yalnızca sorunu anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda çıkış yolları da sunuyor. En önemli vurgulardan biri, dikkat yönetiminde öncelik farkındalığının rolü. Yani neye odaklandığımızı bilmek ve zihinsel enerjimizi gerçekten değerli olana yönlendirebilmek.
Bu noktada teknolojiyle sınır koymak kritik bir adım. Bildirimleri kapatmak, kullanım sürelerini kısıtlamak ya da belirli aralıklarla dijital detoks yapmak, zihni sürekli uyarılardan korumanın en basit yollarından biri. Bununla birlikte, tek seferde tek işe odaklanmayı öğrenmek de dikkat kasımızı güçlendiriyor. “Single-tasking” denilen bu yöntem, derin çalışma anları yaratmamıza ve yaptığımız işin tadını çıkararak verimliliğimizi artırmamıza yardımcı oluyor.
Kitap ayrıca zihinsel molaların önemine dikkat çekiyor. Meditasyon, nefes egzersizleri veya kısa bir doğa yürüyüşü, zihnimizi sıfırlayarak tekrar odaklanmamızı sağlıyor. Bu tür duraklamalar, yoğun tempo içinde kaybettiğimiz berraklığı geri kazandırıyor.
Bir diğer öneri, dijital farkındalık geliştirmek. Telefona ne zaman ve neden baktığımızı gözlemlemek, otomatikleşmiş davranışlarımızı bilinçli hale getiriyor. Bu farkındalık, kontrolün bizde olduğunu hatırlatıyor. Son olarak, teknolojiyi tamamen reddetmeden, hayatımıza hizmet edecek şekilde bilinçli kullanmayı öğrenmek gerekiyor. Böylece üretkenlik ile huzur arasında sağlıklı bir denge kurmak mümkün hale geliyor.
Bu kitabı neden okumalıyız?
- Beynimizi tanımak: Dikkat, hafıza ve odaklanma mekanizmalarının nasıl işlediğini nörobilimsel ve psikolojik açıdan açıklıyor.
- Sorunun fotoğrafı: Teknolojinin (telefon, sosyal medya, oyunlar, bildirimler) odaklanma becerimizi nasıl sabote ettiğini çarpıcı örneklerle gösteriyor.
- Yanılsamaları yıkmak: Çoklu görevin aslında bir beceri değil, verimsizliğe yol açan bir yanılsama olduğunu ortaya koyuyor.
- Davranış farkındalığı: Sıkılınca telefona sarılmak, sürekli sekme değiştirmek ya da hayalet titreşim sendromu gibi alışkanlıkları tanımamıza yardımcı oluyor.
- Evrimsel bakış: Zihnimizin milyonlarca yıl boyunca nasıl şekillendiğini ve modern çağda neden bu kadar zorlandığını açıklıyor.
Teknoloji güçlü bir araç; ama direksiyon bizde olduğu sürece. Çağın gereklerine uyum sağlarken zihninizden ve bedeninizden ödün vermediğiniz bir yaşam dileriz.













