Karar Vermenin Hazzı: Kararsızlıktan Kurtulmak Nasıl Mümkün?

Hayat, ardı ardına dizilmiş küçük ve büyük seçimlerden oluşuyor. Sabah ne giyeceğine karar vermekle başlayıp, iş değiştirip değiştirmemeye kadar her adımın arkasında bir karar var. Bazı kararlar sadece saniyelerimizi alırken, bazıları içimizi kıvrandıran uzun kararsızlık dönemlerine dönüşebiliyor. Hepimiz zaman zaman bu “aradayım” halinin sıkışmışlığını yaşarız. Ama ilginç olan şu: Bir karar verdiğimiz anda, -doğru da olsa yanlış da- genelde hep bir rahatlama hissederiz. Sanki içimizden görünmez bir yük alınmış gibi oluruz. Peki neden bu kadar kararsız kalıyoruz? Gerçekten de en kötü karar, kararsızlıktan iyi midir? Dahası kararsızlıktan kurtulmak nasıl mümkün? Sizin için inceledik!

Kararsızlık neden olur?

Kararsızlık çoğu zaman yüzeyde görünen “emin olamama” durumundan çok daha derindir. Asıl sebep genellikle zihnimizin belirsizlikle başa çıkma çabasıdır. Her şeyden önce yanlış karar verme korkusu bizi durdurur. İnsan beyni, olumsuz sonuç ihtimaline olumluya göre daha güçlü tepki verir. Bu duruma psikolojide negatiflik yanlılığı deniyor. Bu konuda yapılan kapsamlı bir çalışmada, olumsuz deneyimlerin zihinsel ve duygusal etkisinin olumlu deneyimlere göre çok daha kalıcı olduğunu ortaya koyar. “Ya kötü olursa?” sorusu, çoğu zaman “ya iyi olursa?” ihtimalini bastırır. Bu, beynin hayatta kalma odaklı yapısının doğal bir sonucudur.

Bunun yanında, günümüz dünyası seçeneklerle dolu. Yemek sipariş ederken bile onlarca alternatif çıkması bile zihni yoruyor. Seçenek fazlalığı, özgürlük gibi görünse de aslında karar mekanizmasını zorlaştırıyor. Barry Schwartz’ın “seçim paradoksu” üzerine yaptığı çalışmalar, seçenek sayısı arttıkça bireylerin karar vermekte zorlandığını, verdikleri kararlardan ise daha az tatmin olduklarını gösterir. Ne kadar çok alternatif varsa, o kadar çok olasılık hesabı yapıyoruz. Çünkü her yeni seçenek, kaçırma ihtimalini de beraberinde getiriyor. Seçmediğiniz her ihtimal, karar verdikten sonra bile zihninizin bir köşesinde yaşamaya devam ediyor.

Kararsızlığı besleyen bir diğer güçlü dinamik ise mükemmeliyetçiliktir. En doğru, en risksiz, en “bir daha pişman etmeyecek” kararı bulma isteği, çoğu zaman hareketsizliğe yol açar. Mükemmel kararı beklerken zaman geçer, şartlar değişir ve karar verme anı daha da zorlaşır. Oysa hayat, nadiren kusursuz seçenekler sunar. Çoğu zaman sadece yeterince iyi olanlar vardır.

Tabii ki karar verme mekanizmasındaki en büyük etkenlerden biri de geçmiş deneyimlerin gölgesidir. Daha önce verdiğiniz bir karar canınızı yaktıysa, benzer bir eşikte durduğunuzda zihniniz hemen o anıyı çağırır. Bu, sizi korumaya çalışan bir mekanizmadır ama bazen gereğinden fazla fren yapar. “Bir daha aynı hatayı yapmam” düşüncesi, yeni ihtimalleri de bloke edebilir.

En kötü karar, kararsızlıktan iyi midir?

Araştırmalar ve klinik gözlemler bize şunu söyler: Uzayan kararsızlık, çoğu zaman hatalı bir karardan daha yıpratıcıdır. Bunun nedeni, kararsızlığın tek bir olumsuz sonuca değil; sürekli ve dağınık bir zihinsel yüklenmeye yol açmasıdır.

Buna karşılık “kötü” olarak nitelendirilen bir karar bile, çoğu zaman öğrenme, uyumlanma ve toparlanma süreçlerini başlatır. Karar verildiğinde belirsizlik ortadan kalkar; beyin artık olasılıklarla değil, gerçeklikle çalışmaya başlar. Psikolojik esneklik tam da burada devreye girer. İnsan zihni, yaşanan bir duruma uyum sağlamada, yaşanmamış ihtimallerle baş etmeye kıyasla çok daha beceriklidir.

Buradaki kritik ayrım şudur: Elbette her karar gelişigüzel verilmemelidir. Ancak yeterince düşünülmüş, makul bir zemine oturan bir kararın yanlış çıkma ihtimali, uzun süre kararsız kalmanın yaratacağı psikolojik yükten çoğu zaman daha az zarar vericidir. Çünkü karar, hareket yaratır. Hareket ise psikolojik olarak iyileştiricidir. Bu yüzden psikolojik perspektiften bakıldığında mesele “en iyi kararı vermek” değil; karar verebilen bir özne olarak kalabilmektir.

Karar vermenin hazzı

Karar vermenin hemen ardından gelen ferahlık hissi tesadüf değildir. Araştırmalar, karar verildiği anda beynin ödül ve düzenleme sistemleriyle ilişkili bölgelerinde bir rahatlama yaşandığını gösteriyor. Bunun hem psikolojik hem biyolojik sebepleri vardır. Karar vermek, belirsizliği ortadan kaldırır. Belirsizlik, beynin en sevmediği durumlardan biridir çünkü kontrol edilemez hissettirir. Bir karar verildiğinde ise zihnin o belirsiz alanda gezinmesine gerek kalmaz. Netlik, rahatlama getirir. Kararsızlık sürecinde beynimiz sürekli enerji tüketir; sanki arka planda açık kalan bir uygulama gibi çalışır. Karar anı ise bu uygulamayı kapatmak gibidir. Zihinsel yük azalır, enerji boşalır.

Bir diğer etkisi de kontrol duygusudur. Bir seçenek belirlediğimizde, hayatımızın direksiyonuna yeniden geçtiğimizi hissederiz. Bu da özgüvenimizi artırır. Karar vermek, durgunluktan çıkıp hareket etmeyi sağlar. İnsan psikolojisi hareket halindeyken daha güvende, daha güçlü hisseder. Bu nedenle karar sonrası gelen rahatlama, aslında bir nevi “şimdi eyleme geçebilirim” hissidir.

Kararsızlıktan kurtulmak nasıl mümkün?

Karar vermek doğuştan gelen bir yetenek değil, geliştirilebilir bir beceridir. İşte kararsızlığı azaltmaya yardımcı olabilecek birkaç etkili yöntem:

  • Mükemmele değil, yeterince iyiye odaklanın. Mükemmeli aramak çoğu zaman oyalanmaktan ibarettir. Kendinize sorun: “Bu karar tamamen kusursuz olmasa bile, şu anki bilgilerimle makul mü?” Genellikle cevap evettir.
  • Seçenekleri azaltın. Beş seçeneği ikiye, ikiyi bire indirin. Sadelik, netlik getirecektir.
  • Artı-eksi listesi yapın. Basit ama çok etkili bir yöntem olarak vereceğiniz kararın olumlu ve olumsuz getirilerini yazın. Düşünceler kâğıda dökülünce zihindeki sis dağılır.
  • Bedeninizi dinleyin. Zihin karışık olabilir ama beden çoğu zaman doğruyu hisseder. Hangi seçenek içinizi hafifletiyor? Hangi seçeneği düşündüğünüzde bedeninizde bir sıkışıklık hissediyorsunuz? Omuzlarınızın, bedeninizin, kaslarınızın gerginliğine dikkat edin.
  • Zaman sınırı koyun. Karar vermek için bir zaman sınırı koymak belirsizlik içinde sonsuza kadar beklemeyi engeller. Kendinize 10 dakika, bir gün ya da bir hafta gibi net bir süre tanımayı deneyin. Ancak bu sizi daha fazla sıkıştırıyorsa, bu yöntem size göre değil demektir.
  • Küçük kararları hızlı vermeye çalışın. Bu günlük pratik, karar kasını güçlendirir ve büyük kararlara da pozitif yansır.
  • En kötü ihtimali düşünün, sonra serbest bırakın. “En kötü ne olur?” sorusu çoğu abartılı korkuyu söndürür ve gerçekçi bir bakış açısı sağlar.

Unutmayın ki hayat nadiren kusursuz kararlar sunar. Ama çoğu zaman, ilerlemek için kusursuz olmaya değil; harekete geçmeye ihtiyaç vardır. Kararlarınızın size iyilik getirmesini dileriz.

Kaynakça
  • Baumeister, R. F., Bratslavsky, E., Finkenauer, C., & Vohs, K. D. (2001). Bad is stronger than good. Review of General Psychology, 5(4), 323–370.
  • Schwartz, B. (2004). The paradox of choice: Why more is less. New York, NY: HarperCollins.
  • Hsu, M., Bhatt, M., Adolphs, R., Tranel, D., & Camerer, C. F. (2005). Neural systems responding to degrees of uncertainty in human decision-making. Science, 310(5754), 1680–1683.

Kararsızlık