Bazen kendinizi yeterince sevmediğinizi düşündüğünüz anlar, tam da öz sevginin filizlenmeye başladığı anlar olabilir. Kendinizle kurduğunuz ilişkiye bu gözle baktığınızda, aslında içinizde çok daha derin bir iyileşme isteği olduğunu fark ediyor olabilirsiniz. Öz sevgi ihtiyacı hissediyorsanız, belki de kendinize karşı sandığınız kadar zalim değilsiniz. Peki bu paradoksun içinden geçerek gerçek bir öz sevgi anlayışı geliştirmek mümkün müdür?
Bilmenin ötesinde bir deneyim: Öz sevgi aslında nedir?
Psikolojide hepimizin aslında entelektüel olarak bildiği, farkında olduğu ama kendi zihninde zaman zaman içselleştiremediği konseptler var. Öz sevgi, öz şefkat, öz saygı, öz farkındalık gibi… Ne olduğunu biliriz, fakat deneyimlemek bambaşkadır. Yani kısacası; bilgiye sahip olmak vardır, bir de bilmek vardır.
Öz sevgi tahmin edileceği üzere kendinize duyduğunuz sevgi anlamına gelmektedir. Kelime anlamının dışında öz sevgiyi hayatımıza etki eden anlamlarıyla bilmek ve uygulamak ise sıklıkla zorlanılan bir konsept. Neyin öz sevgi olduğunu, neyin olmadığını anlamak; bu kelime anlamının ötesine geçmek demektir. Öz sevgi bir kastır. Ayrıca keşfi içerir ve bu keşfetme süreci de oldukça keyiflidir. Keşif yaptıkça öz sevgi kasınız güçlenir, gittikçe bu keşfi sürdürmeye daha fazla istekli olursunuz. Neler öz sevgiye örnek olabilir peki?
- Kendini sürekli eleştirmek yerine destekleyici bir iç ses geliştirmek.
- Dinlenmeye ihtiyaç duyduğunda “hak ettim” diyebilmek.
- Başkalarını memnun etmek uğruna kendi ihtiyaçlarını yok saymamak.
- Hata yaptığında kendine sert davranmak yerine hatanı öğrenme fırsatı olarak görebilmek.
- Sınır koyabilmek: sana iyi gelmeyen insanlara ya da durumlara “hayır” diyebilmek gibi.
Elbette yukarıdaki adımlar her ne kadar öz sevgi ise; kendini şımartmak adına sağlığını hiçe saymak, hiç sorumluluk almadan sadece “ben böyleyim” demek, başkalarının haklarını görmezden gelmek, her istediğini umarsızca elde etmeye çalışmak, disiplinsizliği “özgürlük” sanmak, sadece iyi hissettiren şeyleri yapmak, zorlayıcı ama gelişim sağlayan adımlardan kaçmak gibi eylemler de bir o kadar öz sevgi değildir.
Öz sevgi paradoksu
Öz sevgi eksik olduğunda, tıpkı susuz kalmış bir bitki misali toprağımız kurur, yapraklarımız sararıp düşer. Bir döngüde takılıp kalırız. Kendimizi “sevmedikçe” öz saygımız düşer. Öz saygımız düştükçe kendimizi sevecek, şefkat gösterecek davranışlar sergileyemeyebiliriz. Zihnimiz bu döngünün karmaşıklığında bulanır, bulandıkça “kendi” sesimizi duyamaz hale gelebiliriz. Kendi sesimizi duyamadıkça da bu döngü beslenir.
İşte tam bu noktada bir destek arayışı başlar. Bu destek arayışı da öz sevginin ilk adımıdır aslında. Burada tam görünmeyen, karanlıkların ardında kalan ama yine de ışıklarının sızdığı güzel bir paradoks var. Bir insan kendini sevmediğini düşündüğü, öz sevgi eksikliği hissettiği anlarda bile aslında öz sevginin ilk tohumlarını ekiyor olabilir. Çünkü o eksikliği fark etmek, kendine yönelme isteğini doğurur. Bu farkındalık bile başlı başına bir öz sevgi eylemidir.
Yeniden çerçevelemenin gücü ile öz sevgiye farklı bir bakış
Yeniden çerçevelemeye aslında kısaca bir konuya yeni bir perspektif getirme diyebiliriz. Yeniden çerçeveleme özellikle sıkışıp kalınan noktalarda bir panzehir gibi işleyebilir çoğu zaman. Kilitli kalmış, hiç girmediğimiz odaların kapısını açar. Sanki bir gözlüğü çıkarıp, yerine yenisini takmışız gibi bir etki yaratır. Sonuç olarak duygusal yükümüzü hafifletebilir ve bizi çıkmazda hissettiren “o” konu hakkındaki düşüncelerimizi daha rasyonel hale getirebilir. Ayrıca problem çözme becerilerimizi de artırır.
Siz de öz sevgi yoksunluğu hissediyorsanız ancak bu konuda bir şeyler yapmaya gönüllüyseniz; her şeye rağmen içinizde bu dürtünün var olduğunu, bu sevginin açığa çıkabileceğini aklınızda bulundurun. Hatta ne güzeldir ki eğer bu şekilde terapiye geldiyseniz açığa çıkarmaya motive ve hazırsınız demektir. Kendinizi sevmiyor gibi hissedebilirsiniz ancak kendinizi sevmek istemeniz de bir öz sevgi göstergesidir. Paradoks da burada gizli.
Terapiye ilk başvurduğunuzda başlangıç noktasında gibi hissediyor olabilirsiniz. Ancak bu açıdan bakarsanız, belki de düşündüğünüzden daha ileridesiniz. Neticede yapraklarınız sararmış olabilir ama kökleriniz hâlâ orada, üstelik hâlâ canlı.
Paradoksu avantaja çevirmek ve döngüyü kırmak
Öz sevginin eksikliğinde oluşan döngüyü kırmanın ilk adımı bu döngüyü fark etmektir. Artık sadece bu döngüyü fark etmenin ötesinde, fark etmenin ne anlama geldiğini de biliyorsunuz.
Öz sevginin eksikliğini fark etmek bir öz sevgi dilidir ve fark etmek işlevsel bir öz sevgiye giden kapı ise bu paradoks da anahtarıdır. Kendinizi sevmiyor gibi hissettiğiniz anlarda, sevmek istemeniz bile döngüyü kırmaya başlar. Küçük öz sevgi pratikleri ile de bu niyeti besledikçe kurumuş gibi görünen toprağınız yeniden canlanmaya başlar. Zamanla bu paradoksu avantaja çevirebilir ve kendinize giden yolda daha sağlam, daha güçlü, daha işlevsel bir döngü kurabilirsiniz.












