Doğru zaman… Birçoğumuz kendimizi ufacık bir işe başlarken bile ”doğru zamanı bekliyorum” derken buluyoruz. Spor yapmak, çalışmak, biriyle buluşmak… Sanki hazır hissetme halinin ilahi bir güç tarafından bize verileceğini ve bunu hissettiğimiz anda o işe koyulmanın mümkün olacağı yanılgısına kapılıyoruz. Bekledikçe o zaman gelmiyor ve gelmedikçe hem motivasyon düşüşü hem de bir sabırsızlık kaplıyor içimizi. Ancak daha derinden, kendi hayatımızla kurduğumuz ilişkiye baktığımızda fark edilmesi zor bir erteleme biçiminin olduğunu görüyoruz. Ertelemenin psikolojisini keşfetmeye hazır mısınız?
Hazır hissetmek ne demek?
Hazır hissetmek, ilk bakışta mantıklı ve sağlıklı bir kriter gibi görünür. Ancak çoğu zaman bu his, net bir ölçüt olmaktan ziyade belirsiz bir beklentidir. Kendinizi hazır hissetmediğinizi söylersiniz ama çoğu zaman neyin eksik olduğunu tam olarak tanımlayamazsınız, ne zaman hazır hissedeceğinizi bilmezsiniz ve ilginçtir ki çoğu zaman bu his bir türlü gelmez.
Bu noktada hazır hissetmek, gerçek bir ihtiyaçtan çok bir erteleme gerekçesine dönüşebilir. Çünkü insan zihni belirsizlikten hoşlanmaz ve risk içeren durumlarda kendini korumak için çeşitli stratejiler geliştirir. Hazır hissetmeyi beklemek de bu stratejilerden biridir.
Ertelemenin görünmeyen yüzü: Korunma ihtiyacı
Erteleme çoğu zaman tembellik olarak yorumlanır. Bir şeyi ertelediğimizde kendimizi suçlarız ve sorumluluk alamadığımıza dair sitemlerde bulunuruz. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında erteleme, zaman zaman bir korunma davranışıdır. Bir şeye başlamadığınız zaman, doğal olarak başarısız olma ihtimaliyle yüzleşmezsiniz. Yetersizlik hissini tetikleyecek bir durumdan kaçınırsınız ve dolayısıyla kontrol duygusunu kaybetmezsiniz.
Bu anlamda erteleme, kısa vadede rahatlatıcıdır. Yüzleşmek istenmeyen durumlara karşı kişiyi korur ve güvenli bir alan sağlar. Ancak uzun vadede kişinin kendine olan güvenini zedeler ve “yapamıyorum” algısını güçlendirebilir. Dolayısıyla erteleme davranışı da devam eder.
Mükemmel zaman yanılgısı
Birçok insan harekete geçmek için doğru koşulların oluşmasını bekler. Daha motive hissettiği, daha hazır olduğu, daha güçlü olduğu bir an… Ancak her ne kadar can sıkıcı olsa da öylece beklerken o ”mükemmel zaman” hiçbir zaman gelmez. Çünkü:
- Motivasyon çoğu zaman eylemden sonra gelir.
- Hazırlık hissi, deneyimle birlikte gelişir. Kişi; denedikçe, yapılabileni/yapılamayanı gördükçe kişinin odağı şekillenmeye başlar ve ya güçlü olduğu yöne ağırlık verir ya da zayıf olduğu yönü geliştirmeye yönelik çalışmalara koyulur.
- Güven, harekete geçtikçe oluşur.
Bu nedenle beklemek, çoğu zaman ilerlemek yerine yerinde saymaya neden olur. Kişi fark etmeden hayatını “başlayacağı günü bekleyerek” geçirir.
Kontrol ihtiyacı ve belirsizlikle ilişki
Hayatını erteleyen bireylerde sıkça görülen bir diğer tema, kontrol ihtiyacıdır. Yeni bir şeye başlamak, belirsizliği de beraberinde getirir. Bu da birçok kişi için rahatsız edicidir. Hazır hissetmeyi bekleme hali bu kontrol ihtiyacından gelmektedir. Ancak ironik bir şekilde hayatın kontrol edilemezliği de bilinmektedir.
Bu noktada mesele, tamamen hazır olmak değil yeterince hazır hissetmeden de adım atabilmektir. Böylelikle kişi asıl kontrolü hareket ettiğinde sağladığında da görecektir. Çünkü hareket ettikçe seçme şansı olacak ve neyin kendisi için iyi olacağının muhakemesini de yapabilecektir. Bu noktada odaklanılması gereken nokta ise psikolojik sağlamlıktır. Çünkü psikolojik sağlamlık çoğu zaman belirsizliğe rağmen hareket edebilme becerisiyle ilişkilidir. Dolayısıyla psikolojik sağlamlığı olan bir kişi belirsizlikle mücadele etmede daha başarılı, harekete geçmede ise daha motive olacaktır.
Hazır hissetmeden başlamak mümkün mü?
Psikolojik olarak önemli olan nokta, tamamen hazır hissetmek değil harekete geçebilecek kadar alan açabilmektir. Çünkü çoğu deneyim bizlere şunu göstermektedir: İnsanlar genellikle başladıktan sonra kendilerini daha hazır hissederler; ilham, hareketten sonra gelir. Küçük bir adım atıldığında belirsizlik azalır, kendi hayatınuza dair kontrol ihtiyacı gelişir ve “yapabilirim” inancıyla birlikte kendinize olan güveniniz tazelenir.
Hazır hissetmeyi beklemek güvenli bir alan sunar ancak bu alan aynı zamanda hareket etmeyi de sınırlar. Çünkü hayat, çoğu zaman tam hazır hissetmediğimiz anlarda ilerler. Ve bu ilerlemelere eşlik etmezsek bazı fırsatları kaçırma ihtimalimiz oluşur. Bu da beraberinde ”ben demiştim, henüz doğru zaman değildi” şeklinde sözcüklere dökülen kendine gerçekleştiren kehaneti yaşamamıza sebep olur.
Belki de mesele, doğru zamanı bulmak değil o zamanı küçük de olsa bir adımla başlatabilmektir. Çünkü bazen başlangıç, hazır hissetmenin değil hazır hissetmeden harekete geçmenin sonucudur.












